- Orijinal Adı: Le Città Invisibili
- Yazar: Italo Calvino
- Yayınevi: Yapı Kredi Yayınları
- Basım Yılı: 2020
- İlk Basım Yılı: 1979
- Sayfa Sayısı: 204
- Çeviren: Işıl Saatçıoğlu
Görünmez Kentler, o kadar uzun zamandır okumayı beklediğim; önce baskısı tükendiği için sonra da araya başka kitapların girmesi sebebiyle okuyamadığım bir kitaptı ki, sanırım bu yüzden biraz hayal kırıklığı oldu benim için. Kitabı okumayı istememin en önemli sebeplerinden biri ünlü gezgin Marco Polo’nun Kubilay Han’a gezdiği şehirleri anlatıyor olmasıydı. Her bölümün başında ve sonunda Polo ile Han’ın sohbetlerinin yer almasına rağmen, kitabı okurken bundan emin olamadım. Sürekli dönüp kitabın başında yer alan, Calvino’nun New York Üniversitesi’nde Görünmez Kentler üzerine verdiği konferansın metnine bakma ihtiyacı hissettim.
Bu noktayı biraz daha açayım. Yazar, konferansta şöyle diyor :”Görünmez Kentler, Marco Polo’nun Tatar İmparatoru Kubilay Han’a sunduğu bir dizi gezi notu.” Kitabın Polo’nun seyahat gözlemlerinden oluştuğu konusunda artık hemfikir olduğumuza göre, şimdi benim anlamlandıramadığım yerlere gelelim: (Calvino Tatar dese de aslında Moğol olan) Kubilay Han devrindeki, yani 13. Yüzyıl’daki kentlerde nasıl oluyor da gökdelenler, radar antenleri, metal armatürler, hatta havaalanları oluyor? Bu pasajlar benim anlayamadığım derinliklerde edebîlik barındırıyor olabilir elbette ama – sonuç olarak ben anlayamadım. Mantığıma bir türlü oturtamadım ben.
Diğer taraftan, anlatı gerçekten çok güzel, çok keyifli. Kitabı yarım bırakmadıysam bunun birinci sebebi Calvino’nun üslubu, diğeri de Marco Polo ile Kubilay Han arasındaki diyaloglardır. Kentlerin anlatımını okumaktan daha keyifliydi bu diyaloglar benim için. Calvino’nun üslubu beni kendine çektiği için diğer kitaplarını da okumak, en azından birkaç tanesine şans vermek isterim.
Son olarak, yeni kapak tam bir facia! Görünmez Kentler’i okumak istememin bir sebebi de eski kapağındaki yolun çekiciliğiydi. O kapak eserin içeriğine de oldukça uygunmuş bence. Şu yayınevleri keşke sevdiğimiz eski kapaklarına dönseler bir an önce…
Kitaptan…
Kent girmeden geçen için başka, ona yakalanan ve bir daha asla çıkamayan için başkadır; biri ilk kez geldiğin, diğeri geri dönmemek üzere terk ettiğin kenttir; her birine farklı bir ad verilmeli; belki İrene’den başka adlarla söz ettim daha önce; belki de sadece İrene’den söz ettim.”
Senin imparatorlu haritanda, Yüce Han, hem büyük, taş Fedora, hem de cam kürelerdeki küçük Fedora’lar bulunmalı. Hepsi aynı ölçüde gerçek olduklarından değil, hepsi birer tasarı olduğu için. Biri, henüz gerekli olmadığı halde gerekli görülen şeyi, diğerleri ise olası gibi düşünülen ve bir saniyede tüm olasılığını yitiren şeyi saklar içinde.”
