- Orijinal Adı: Βίος και πολιτεία του Αλέξη Ζορμπά
- Yazar: Nikos Kazancakis
- Yayınevi: Can Yayınları
- Basım Yılı: 2016
- İlk Basım Yılı: 1982
- Sayfa Sayısı: 352
- Çeviren: Ahmet Angın
İki yılı aşkın bir süredir kitaplığımda okunmayı bekliyordu Zorba. Onun öncesinde de bir iki yıl almak için beklemişimdir herhalde. Çok okunanlar, çok beğenilenler arasında yer alan; Goodreads’teki puanı 4’ün üzerinde olan kitaplara artık temkinli yaklaşmaya başladığım içindi bu bekleyişler sanırım. Bu tarz kitapların abartılmış olabileceğini düşünüyorum maalesef.
Zorba, Yunan yazar Kazancakis’in en meşhur romanı. Romandan uyarlanan 1964 yapımı, Anthony Quinn’in başrolünde oynadığı bir film de var – ki çoğu kişi bunu biliyor zaten. Ben filmi henüz izlememiş olsam da en kısa zamanda izlemeyi planlıyorum.
Çok meşhur bir kitap olduğu için konusu az çok bilinir Zorba’nın. Otobiyografik özellikler gösteren bu kitapta yazar, Girit’e linyit madeni işletmek üzere gider ve giderken tanıştığı Alexis Zorba isimli ihtiyar da sağ kolu olarak ona eşlik eder. Kitapta görmüş geçirmiş biri olan Zorba’dan hayat dersleri alıyoruz dersem yanlış bir şey söylemiş olmam herhalde. Bir nevi cahil filozof addedilir Zorba. Patronunun -yazarın- sürekli okuyup yazmasına laf söyler, kağıtlar arasında bir şeylere ulaşamayacağını iddia eder ve sürekli “derin” fikirler ileri sürer. Ben bu fikirlerin derinliğinden de Zorba’nın filozofluğundan da şüpheliyim. “Hayatımı değiştirdi, çok güzel fikirler barındırıyor,” diyemem. Bence uzun yıllar yaşamış, değişik memleketlerde bulunmuş, görmüş geçirmiş biri olduğu için hayat hakkında bazı fikirleri var. Bu tanıma uyan çoğu insanda da vardır o fikirler diye düşünüyorum. Ayrıca çoğunlukla bahsedildiği üzere kadınlar hakkındaki söylemleri de rahatsız edici.
Sonuç olarak, çoğu kişinin hayran olduğu Zorba’yı sevdim mi? Hayır. Değişik bir karakter mi? Evet. Kitap edebi açıdan zevk veriyor mu? Fazlasıyla.
Kitaptan…
Bilmiyordum. Neyin yıkılacağını iyi bilmekteydim ama, yıkıntılar üzerine neyin sıvanacağını bilmiyordum. ‘Bunu hiç kimse kesin olarak bilemez, ‘ diye düşünmekteydim, eski olan şey ele avuca sığar, sağlamdır, her an onu yaşar ve onunla savaşabiliriz. Gelecekteki şey daha doğmamıştır, tutulmaz hâldedir, kaypaktır, düşlerin yaratıldığı malzemeden yapılmıştır, güçlü rüzgârların (aşk, olağanüstülük, talih ve Tanrı) çarptığı bir buluttur, seyrekleşir, sıklaşır, biçim değiştirir.”
Gerçek hoca, öğrencisinden öğrenebileceği her şeyi öğrenmeli, gençliğin ne yöne gittiğini anlamalı, o da ruhunu oraya doğru yöneltmelidir.”
“Mutluydum; biliyordum bunu. Bir mutluluğu yaşarken onu kavramamız zordur; ancak o geçip de arkamıza baktığımız zaman, birdenbire biraz da hayranlıkla, ne kadar mutlu olduğumuzu anlarız.”
Sanırım ki insanlar üç türlüdür: kendi deyişleriyle hayatı hayatlarını yaşamayı amaç sayanlar, yani yemeyi, öpmeyi, zengin olmayı, onur kazanmayı.. Sonra, kendi hayatlarını değil, bütün insanlığın bir olduğunu anlarlar ve insanları ellerinden geldiği kadar aydınlatmak, sevmek ve onlara iyilik etmek için savaşırlar. Bir de bütün evrenin hayatını yaşamayı amaç edinenler var; her şey insanlar, hayvanlar, bitkiler, yıldızlar; hepimiz bir bütünüz; biz hepimiz aynı korkunç savaşın içindekileriz. Hangi savaş mı? Maddeyi ruha dönüştürme savaşı!..”
