- Orijinal Adı: Nos Frères Inattendus
- Yazar: Amin Maalouf
- Yayınevi: Yapı Kredi Yayınları
- Basım Yılı: 2021
- İlk Basım Yılı: 2020
- Sayfa Sayısı: 216
- Çeviren: Ali Berktay
Amin Maalouf okumak her zaman iyi bir fikirdir benim için. Özellikle lise ve üniversite yıllarında çokça okuduğum; Semerkant, Doğu’nun Limanları, Yüzüncü Ad, Afrikalı Leo, Yolların Başlangıcı gibi sürükleyici kitapların yazarı, Lübnan asıllı Fransız bir yazar kendisi. Kalemi oldukça akıcı, hikaye anlatıcılığı iyinin ötesinde, bunlara ilaveten de seçtiği konular hayli ilgi çekicidir. Sıkı takipçileri bilir, genellikle doğudan gelen kökleriyle şu andaki hayatının izlerini buluşturduğu romanlar ve denemeler kaleme alır.
Yazarın geçen sene yayımladığı bu kitabı “Empedokles’in Dostları” ise diğer eserlerinden biraz daha farklı nitelikte. Bu defa alternatif topluluklarla, alternatif bir gelecekle çıkıyor karşımıza yazar. Dünyanın nükleer bir savaşla karşı karşıya kaldığı bir felaket senaryosu çiziyor. Tüm teknoloji etkisiz kalmış, iletişim imkanları kısıtlanmış, dünya yok olmak üzereyken insanlığı kurtarmak adına birileri el uzatıyor. Kitabın arka kapağında konusu itibarıyla eserin yarı distopik olduğu belirtilmiş; ancak ben bu kitabı distopik olarak nitelendirmezdim. Alışılmışın dışında her tür dünya tasvirine distopya diyemeyeceğimizi düşünüyorum açıkçası.
Yazarın diğer eserleri gibi akıcı, kendini okutan, zaman zaman düşündüren, hoş bir tat bırakan bir kitap. 2020 yılının Şubat ayında basılan eser, yazarın dünyanın iki yıldır içinde olduğu kaos hâlinden etkilendiği izlenimi uyandırıyor ister istemez. Pandemiyle gelen distopya rüzgarına mı katılmak istediği, yoksa başka saikleri mi olduğu hususu benim bilgim dahilinde değil elbette ki.
Acaba son zamanlarda yaşananlar – olayların nükleer felaket riski yaratacak şekilde rayından çıkması, söylentiler, suçalamalar, felç hadiseleri ve geri kalan her şey – zihinlere yönelik uzun ve aldatıcı bir hazırlıktan mı ibaretti? Sadece bahanelerin binbir zahmetle üst üste yığılması mı söz konusuydu?”
Kitap hakkında dikkat çeken ve – bana göre – soru işareti taşıyan bir noktanın da buram buram Antik Yunan kokması diyebilirim:
Bundan dolayı bazı insanlar, zihinleri yasaklar veya önyargılar tarafından kıskıvrak bağlanmadan ve cehaleti geriletmekten başka bir kaygı taşımadan kendi yollarında yürümeyi başarırlarsa, başkalarından çok daha hızlı ilerleyebilir ve çok öne geçebilirler. Pausanias’a göre, Antikçağ’ın ‘Yunan mucizesi’ ve kendilerinin ilerlemesi böyle izah edilebilir.”
Kim bu Empedokles?
Romanda Empedokles’in takipçileri (ya da müritleri – nasıl adlandırırsanız) çıkıyor karşımıza. Empedokles’i kısaca MÖ 490 yılında doğmuş, doğa felsefesiyle ilgilenen bir filozof ve şair olarak tanıtabilirim. Ölüm varsa ölümlülerin var olamayacağını, yaşayanlar varsa da ölüm diye bir şey olamayacağını savunan ve kendini tanrı ilan etmiş olan Empedokles’in, efsane mi gerçek mi olduğu tam olarak bilinememekle beraber, tanrılığını kanıtlamak için kendisini Etna Yanardağı’na attığı söylenir. Konuyu şu şekilde ele almış Maalouf:
‘Antikçağ’da yaşayan Empedokles Etna Dağı’na çıktığında ve toprağın derinliklerinden yükselen kükürt ve lav buharlarını hissettiğinde, aklın emrettiğine uyup bir yere sığınabilirdi. Ama o ilerlemeye devam etti ve tehlikeli biçimde kratere yaklaştı.
Bunu yaparken ölebileceğini biliyordu. Onun uzaktan öğrencileri olan bizler de harıl harıl yanan ocağa yaklaşırken, çıplak ellerimizle onun alevlerine meydan okurken ölümle yüz yüze gelebileceğimizi biliyorduk. Ölüm bizim kadim düşmanımızdır. Onunla, bizden önce başka hiç kimsenin yapamadığı gibi savaşıyoruz. Bazen biz onu yere seriyoruz, bazen de o bizi…
Düşmanımız dedim, değil mi? Daha açık ifade etmeliyim: tek düşmanımız. Çünkü ölümü geriletebilecek bilgeliğe ve bilgiye erişildiğinde, geride ondan başka düşman kalmaz. Sonsuza dek ondan başka bir düşman, verilmeye değer başka bir kavga olmayacaktır.'”
Empedokles’in Dostları benim için keyifli olduğu kadar yazarın diğer kitaplarına nazaran farklı bir okumaydı. Son olarak bahsetmek istediğim husus çeviriyle alakalı; görünen o ki aceleyle basılması istenmiş kitabın; zira YKY’ye yakışmayacak kadar çok anlatım bozukluğuna denk geldim. Sonraki basımlarda bunu düzeltirler umarım. Orijinal ismi “Beklenmeyen Kardeşlerimiz” olan bir kitabın “Empedokles’in Dostları” olarak tercüme edilmiş olmasının da -benim anlamlandıramadığım- bir satış politikası olduğunu düşünüyorum.
Kitaptan…
Bugün insanlığın umutları bir basamak daha tırmandı. Ama sapkın bir umut bu. Bu iki sözcüğün yan yana getirilmesi, bugünün çelişkisini tam olarak yansıtıyor. Ölümsüzlük arzumuz bizi köleliğe götüren yola dönüştü.”
Yapabildiği iyilik onu mutlu ediyor ve eğer iyilik, sık sık görüldüğü üzere, kötülüğe kapı aralıyorsa bunun kendi hatası olabileceğini aklına bile getirmiyor. Bilge birisi kendisini eylemlerinden ve sonuçlarından sorumlu görür; bilgelikten hiç nasiplenmemiş insan ise kendini sadece niyetlerinden sorumlu sayar.”
Kim ne derse desin, ‘katlanılmaz kuşku’ acımasız kesinlikten yeğdir.”
