- Orijinal Adı: Shirley
- Yazar: Charlotte Brontë
- Yayınevi: Halk Kitabevi
- Basım Yılı: 1968
- İlk Basım Yılı: 1849
- Sayfa Sayısı: 530
- Çeviren: Azize Erten
Shirley, Charlotte Brontë’nin yazdığı üçüncü, yayımladığı ise ikinci kitabı. Yazar kitabın daha ilk sayfasında kitabın romantik bir hikayesinin olmadığını belirtmiş okuyucuya şu sözlerle:
Eğer okuyucu, başlangıçta bakıp da romantik bir aşk macerası okuyacağını zannederse hayatının en büyük hatasını işlemiş olur…
His, şiir ve hayalden hoşlanır mısınız? Hareketi ihtiras ve melodram mı bekliyorsunuz? O halde ümitlerinizi biraz azaltmaya bakın. Burada hakiki, buz gibi soğuk, taş gibi sert bir macerayla karşılaşacaksınız… Bu öyle bir şey ki, hani şu yapılacak bir sürü işi olanların lanet okudukları pazartesi sabahları vardır ya işte onlar kadar aşktan uzak…”
Özellikle bu son cümle okurken beni gülümsetti. Demek ki 1849’un İngiltere’sinde de pazartesi sendromu denen bir şey varmış… Ancak romanın kalanının bu iddialı girişe pek uymadığını belirtmeliyim. Sosyal içerikli olduğu iddia edilen bir kitaba göre aşk hikayelerinin fazlaca ağır bastığı bir hikâye okuyoruz kitapta. Hikâyeleri kelimesini bilinçli olarak kullandım; zira sanayileşmenin işçi kesimine getirdiği olumsuz etkileri anlatmayı amaçlayan bu kitap, iki adet aşk hikâyesinin üzerine kurulmuş. Makineler, değirmenler, işçi ayaklanmaları kitabın tamamlayıcı ögeleri gibi duruyor. Charles Dickens’ın “Zor Zamanlar”ı ve Elizabeth Gaskell’in “Kuzey ve Güney”i Sanayi Devrimi’nin çarpıcı etkilerine ilişkin çok daha çarpıcı romanlar benim fikrime göre. Özellikle Kuzey ve Güney, hem patronların hem de işçilerin hayatlarına ayrıntılı şekilde değindiği, çatışmaları ve yaşananları canlı bir resim halinde aktardığı gibi, aklı başında iki gencin nahif aşk hikayesini de içinde barındırıyor. Elbette Gaskell’in anlatmak istediği zamanda ve mekanda yaşamış olması, yani tecrübelerini anlatma imkanına sahip olması daha net bir fotoğraf çekebilmesinde etkisi olduğu inkar edilemez. Brontë ise kendi doğumundan önceki yıllarda yaşananları, üstelik papaz evi çevresinden çıkmadan anlatmaya çalışmış. Romanı hazırlarken de pek çok tarih araştırması yaptığı biliniyor. Bu bakımdan romanın hakkını da vermek gerektiğini düşünüyorum. Ayrıca bazı kaynaklarda, Gaskell’in Kuzey ve Güney’den beş yıl önce yayımlanan ve yazarıyla sıkı dost olduğu Shirley’den etkilendiği ifade ediliyor ki bu da inanması hiç de zor bir argüman değil.
Charlotte Brontë bu kitabı yazarken Anne ve Emily de dahil üç kardeşini kaybetmiş. Belki de bu yüzden biraz ağır havası olsa da, kendisini keyifle okutan bir kitap Shirley.
Shirley bir kadın dayanışması ve dostluğu kitabı aynı zamanda. İki genç kadın arasında ne olursa olsun bozulmayan, sağlam bir dostluğa şahitlik ediyoruz. Bu neredeyse kardeşçe denebilecek sevgi elbette yazarın aşina olduğu bir sevgi. Şöyle ki, kitabın iki kadın kahramanını yazarken kardeşlerinden esinlendiği; Shirley Keeldar’da Emily, Caroline Helstone’da ise Anne Brontë’nin izlerinin olduğu söyleniyor. Shirley’i bilmem ama umarım Caroline karakterinde kardeşinden fazla esinlenmemiştir yazar; zira kendisi o kadar sinir bozucu derecede nazenin, özsaygısı olmayan bir genç ki, “Wildfell Konağı Kiracısı”nın alışık olmadığımız kadar güçlü kadın kahramanını yaratan Anne Brontë bu olmamalı, diye düşünmek istiyorum. Bununla birlikte, bir Viktorya Dönemi romanında Shirley Keeldar gibi hem akıllı, hem güçlü, hem kendini erkeklerle eşit gören bir kadın kahraman görmek güzeldi.
Kitabın uzun bir süredir Türkçe baskısı mevcut değildi; o yüzden ben Halk Kitabevi’nin 1968 yılı baskısından okudum. Şimdilerde Yedi ve Ketebe Yayınları tarafından 2022 ve 2023 yıllarında yeni çevirileri yapılmış. Ben okuduğum çeviriden çok keyif aldım. Güzel Türkçe, güzel kelimelerimiz ve özenli bir çeviri vardı kitapta. Ancak o yıllarda basılan neredeyse tüm kitaplar gibi bir kapağı var ki, ömürlük… Sanki Sanayi Devrimi’ni anlatan bir klasik kitabın kapağı değil de Yeşilçam filmi afişi. Ne diyelim, o yılların modası olsa gerek.
Her ne kadar yazar; “Bu eserimle, yine kendi eserim olan Jane Eyre’ı gerilerde bıraktığıma inanıyorum.” demiş olsa da Benim Charlotte Brontë romanları arasındaki sıralamam; Jane Eyre, Villette, Shirley ve Profesör şeklinde. Yine de yazarın eserlerini okumak her zaman için büyük zevk.
Kitaptan…
Bazı insan tipleri vardır, karşılarındakilerin kendilerini onlara feda etmesini, sonra da duayla sükunete kavuşmaya çalışmasını isterler… Fakat bakalım bu kâfi mi? Yaşamak bu mudur?”
İnsanlar, hayatla tek başına mücadeleye mecbur kaldıkları, kendilerine cesaret ve nasihat veren, hallerine acıyan bir kimse bulunmadığı zaman, her vakitkinden daha büyük bir enerjiyle mücadeleye girişirler.”
‘Sadece çalışmak insanı mesut eder mi acaba?’
‘Hayır, fakat insana çeşitli mevzularda ıstırap verir, böylece bir tek düşüncenin bize hükmedip saadetimizi yok etmesine mani oluruz… Sonra çalışmanın ve başarı kazanmanın da kendine göre zevki var.'”
‘Hiçbir şey yapmamaktansa, bir şeyler yapmaya çalışıp netice elde edememek daha iyidir bence… Hiç olmazsa insan içinde sonradan pişmanlık duymaz. En büyük günah, ihmal yüzünden istidadı körletmektir.'”
‘Bize istidatlarımızı dağıtan Allah, bir gün teker teker hepimizin kapısını çalıp yaptığı iyiliğin karşılığını isteyecek. Bakalım o zaman ne yapacağız?'”
Minnet hissi çok güzel bir histir. İnsanın kalbini doldurur ama taşmaz; ısıtır ama fazla ateşlendirmez.”
Daima en yaşlılar, en zayıflar ve en hastalar böyle berbat havalarda kiliseye gelirler. Allah’a olan bağlılıklarını ispat etmek için bu zahmete katlandıklarına şüphe yok. Öbür tarafa yolu yakınlaşmamış olanlar, Allah’a sevgilerini göstermek lüzumunu şimdilik hissetmezler.”
