- Orijinal Adı: The Tenant of Wildfell Hall
- Yazar: Anne Brontë
- Yayınevi: Yedi Yayınları
- Basım Yılı: 2019
- İlk Basım Yılı: 1848
- Sayfa Sayısı: 385
- Çeviren: Mehtap Gün Ayral
Viktorya dönemi edebiyatının yıldızlarından Brontë kardeşlerin, eserlerinin en az beğenildiği Anne’in ikinci ve son romanı Wildfell Konağı Kiracısı. Benim de yazara ait okuduğum ilk kitap. Her ne kadar eleştirmenlerce çok prim verilmese de, baştan söyleyeyim, ben oldukça keyif aldım bu okumadan.
Ne zaman bir İngiliz edebiyatı klasiği okusam, hakkında daha çok bilgi sahibi olmak için doğruca Mina Urgan’ın İngiliz Edebiyatı Tarihi kitabına başvururum. Wildfell Konağı Kiracısı‘nı okuduktan sonra da böyle yaptım; ancak anlaşılan Mina Urgan da bu Brontë kardeşi, hakkında fazla yazmaya değer bulmamış. Sadece romanın otobiyografik karakterler taşıdığını ve Helen’ın zalim ve eğlenceye, özellikle alkole düşkün kocası Arthur karakterinin, yazarın erkek kardeşi Branwell Brontë’yi ciddi manada andırdığını ifade ediyor.
— spoiler – Bu paragraf kitap içeriği hakkında bilgi içerir:
Romanın feminist temalı olduğu söyleniyor olsa da ben bu fikre pek katılamadım. Daha ziyade o dönemde evliliğin kadınlar için nasıl kırılamaz bir zincir konumunda olduğunu anlatmış diyebilirim. Elbette Helen’ın, kocasının kötü etkilerinden çocuğunu kurtarmak için ondan kaçması, üstelik buna yönelik ilk planını kocasının fark etmesi ve tüm parasına el koymasına rağmen yılmayıp bunu gerçekleştirmesi, kendi el emeğiyle geçinme gayreti, o zinciri kırmaya çalışması bahsi geçen dönem romanlarında pek görülmeyen bir durum ve romanda feminist olarak değerlendirilen şey bence bu.
— spoiler
Öte yandan, Anne’in bu eserinin neden kardeşlerinin romanlarının gerisinde kaldığını da anlamıyor değilim. Romana, o dönemin (bilhassa kardeşleri gibi kadın yazarların) eserlerinin aksine, aşırı romantik bir hava hakim değil. Bilakis, oldukça didaktik saiklerle yazılmış gibi. Bir erkek evliliğinde eşine nasıl davranmalıdır; erdemli bir insan, özellikle düzgün bir hıristiyan hangi davranışları sergilemelidir ve bu davranışlarından ötürü onu hangi güzellikler beklemektedir, kabilinden soruların cevaplarına ağırlık vermiş.
Anne Brontë, ne yazık ki daha yirmi dokuz yaşındayken veremden ölmüş. Ömrü daha uzun okusaydı, kendisinden kardeşleri kadar bahsettirecek eserler verebilirdi diye düşünüyorum.
Daha önce okumuş ve yorumlamış olduğum diğer Brontë kardeşlere ait “Profesör” ve “Villette” isimli eserlerin yorumlarına da göz atabilirsiniz.
Kitaptan…
Aslında kendinizden başka kimseye zarar vermemekten bahsetmeniz çok saçma. Özellikle de ima ettiğimiz hareketlerle ve aynca az ya da çok derece de yaptığınız kötülükler ve yapmadığınız iyiliklerle binlerce değilse de yüzlerce kişiye zarar vermeksizin kendinize zarar vermenize imkan yok.”
‘Gördün mü, ben aziz olacak şekilde yaratılmamışım’ dedi, gülerek. ‘Tanrı dindar olmamı isteseydi, hürmet edilecek bir organ vermez miydi?’
‘Yeteneğini efendisinin hizmetine sunmak yerine işlenmemiş bir halde ona iade eden, bahane olarak da efendisinin ‘ekmediği yerden biçen, harman savurmadığı yerden devşiren cimri bir adam’ olduğunu söyleyen ırgat gibisin. Az ve rilenden az istenecek fakat hepimizin olanca gayreti istenecek. Hürmet, inanç, umut, akıl ve mantık, Hıristiyan olmak için gereken bütün diğer özelliklerden yoksun değilsin, yeter ki bunlan kullan. Bütün yeteneklerimiz kullanıldıkça anar ve iyi ya da kötü bütün yetenekler ifa edildikçe güçlenir. Bu yüzden kötüyü ya da kötülüğe teşvik eden yetenekleri sana hükmedene kadar ve iyi alanlan giderek azalana kadar kul lanırsan suçlusu sadece sen olursun.’ “
Hayat bana keyifle yapabileceğim bir meslek sunmamıştı ama en azından cazip bir meslekti; bu yüzden işime dört elle sarılıp, iyi eğitilmiş bir beygir gibi çalışarak, bana uymasa da tamamen faydasız olma yan bir şekilde, mutluluk vermese de şikayet etmeksizin hayat boyu uğraşıp didinecektim.”
Zavallı sevgili baban hayatı boyunca çok iyi bir koca oldu, evlendikten altı ay kadar sonra beni mutlu etme zahmetine daha fazla katlanmamak için kaçıp gideceğini düşünmüştüm. Daima iyi bir eş olduğumu, görevlerimi yerine getirdiğimi söylerdi, o da aynısını yaptı -ruhu şad olsun- istikrarlı ve dakikti, durduk yere kusur bulduğu pek olmazdı, yemeklerimi takdir ederdi, yemeklerimi aksattım diye bozulmazdı ve bu bir kadının erkekten en çok beklediği şeydir.”
