- Orijinal Adı: A Passage to India
- Yazar: E. M. Forster
- Yayınevi: İletişim Yayınları – İletişim Klasikleri
- Basım Yılı: 2017
- İlk Basım Yılı: 1924
- Sayfa Sayısı: 396
- Çeviren: Hasan Fehmi Nemli
20. yüzyıl İngilteresi’nin önemli romancı, hikayeci ve edebiyat hocalarından olan E. M. Forster’ın okuduğum ikinci kitabı, ilk romanı Hindistan’a Bir Geçit. Kendisi de bir süre Hindistan’da yaşamış olan yazar bu kitapta, İngilizlerin gelişiyle oluşturdukları “Anglo-Hindistan”ı ve Hint-İngiliz sentezinin gerçekleşmesinin ne kadar düşük bir ihtimal olduğunu anlatmış.
Romandaki karakterler tam da Hindistan’ı yansıtacak şekilde çok çeşitli: esas karakter diyebileceğimiz Müslüman Dr. Aziz, Hindu Öğretmen Gadbole, tam bir İngiliz devlet adamı yargıç Ronny Heaslop, Ronny’nin annesi görmüş geçirmiş Mrs. Moore, Ronny’yle sözlenmek üzere gelen Hindistan’ı merak eden ama tanımakta başarısız olan Adela Quested ve kendi insanlarının Hindistan’a ne yaptığının farkında olan Mr. Fielding. Her birinde Hintliler, İngilizler ve Anglo-Hintliler açıkça görülüyor.
İletişim Yayınlarından çıkan kitapta biri hariç olmak üzere tüm detayları sevdim – sevmediğim nokta ise arka kapak yazısında romanın kırılma noktasının belirtilmiş olmasıydı, ki bu olayı neredeyse kitabın yarısına kadar öğrenmiyoruz. Roman gayet güzel akıp giderken arka kapağı okudum ve ne olacağını bilmek bana hiç de keyif vermedi. Bilmiyorum, belki de o olaydan bahsetmeden kitabın içeriğinden bahsetmek çok mümkün değil. Yine de yazmamasını tercih ederdim ben.
Hiçbir ipucu vermeden bahsetmeye çalışmam gerekirse, güzel zamanlarda birlik varmış gibi görünse de benim romandan aldığım mesaj şu: İngiliz her zaman İngiliz olacaktır, Hintli ise daima Hintli!
Birkaç ay önce Hindistan’a bir ziyaret gerçekleştirmiş olduğumdan benim ilgiyle okumam normal sanırım. Ama aksi halde de, okunmasının vakit kaybı olmayacağını düşündüğüm kitaplardan Hindistan’a Bir Geçit. Forster gerçekten de iyi bir iş çıkarmış, konuyu işleme şeklini, uslubunu çok beğendim. Bu konuyu daha güzel anlatması için kitabın sonunda romana dair görüşlerine yer verilen Virginia Woolf’a kulak vermeyi teklif ediyorum. Yazar şunları belirtiyor kitap hakkında:
Mr. Forster her zaman itinalı bir ev sahibesi gibi romanlarının başında durmuş, bir şeyleri takdim etmeye ve açıklamaya, şuradaki bir basamak, oradaki bir cereyan konusunda misafirlerini uyarmaya çalışmıştır. Fakat bu kitapta, belki hem misafirlerinden, hem de evin kendisinden bıktığı için, bu dertlerini unutmuş gibidir. Bu muazzam kıtayı neredeyse tek başımıza gezmemize izin verir. Özellikle ülkeye dair bazı şeyleri kendi kendimize, neredeyse kazara, sanki oradaymışız gibi fark ederiz; bir an resimlerin önünde uçuşan serçelere takılır gözümüz, sonraki an alnı boyalı bir file, sonra devasa, kötü tasarım ürünü tepelere. İnsanlarda da ayı rahat, kaçınılmaz hava mevcuttur, bilhassa Hintlilerde. Belki ülkenin kendisi kadar önemli değillerdi ama canlı, duyarlıdırlar.”
Son olarak diyeceğim şu: İyi iş çıkarmışsınız Bay Forster!
Kitaptan…
Hayatın büyük bir bölümü o kadar tatsız tuzsuzdur ki hakkında söylenebilecek hiçbir şey yoktur; onu ilginç bir şey olarak göstermek isteyen kitaplar ve konuşmalar kendi var oluşlarını haklı çıkarmak umuduyla abartıya başvurmak zorunda kalır.
Oldukça şaşıran Mrs. Moore, ‘İnsanları çok iyi anladığımı sanmıyorum. Sadece onları sevip sevmediğimi biliyorum,’ diye karşılık verdi.
‘Öyleyse siz bir Doğulusunuz.'”
Ama Mrs. Moore bu hayal kırıklığını Adela Quested kadar ciddiye almıyordu; çünkü ondan kırk yaş daha büyüktü ve hayatın bize istediğimiz şeyi uygun bulduğumuz anda asla vermediğini öğrenmişti. Serüvenler yaşanır; ama söylenen saatte değil.”
Mrs. Moore şaşkınlığından Adela’yı unuttu. ‘Önemsiz mesele, önemsiz mesele?’ diye tekrarladı. ‘Nasıl olabilir?’
‘Burada iyi davranmak amacıyla bulunmuyoruz.’
‘Ne demek istiyorsun?’
‘Dediğim şey şu: Biz buraya adaleti sağlamaya ve barışı korumaya geldik. Benim düşüncem bu. Hindistan bir misafir odası değil.’
‘Senin düşüncen bir tanrının düşünceleri,’ dedi annesi sakince; ama onu rahatsız eden Ronny’nin düşüncelerinden ziyade davranışlarıydı.
Ronny öfkesini gizlemeye çalışarak, ‘Hindistan tanrıları sever,’ dedi.
‘İngilizler ise tanrılık taslamayı.'”
‘Şu eski ‘Peşaver’den Kalküta’ya kadar herkesi soyar, her kadının ırzına geçeriz.’ hikayesi sanırım. Sizi kovmayalım diye bizi korkutmak için bunu birkaç önemsiz kişiye tekrarlatıp sonra da her hafta Pioneer’de yayınlarsınız! Bildiğimiz şeyler!'”
