- Kitap Adı: Oğullar ve Rencide Ruhlar
- Yazar: Alper Canıgüz
- Yayınevi: İletişim Yayınları
- Basım Yılı: 2004
- İlk Basım Yılı: 2004
- Sayfa Sayısı: 204
Popüler kitapları, daha doğrusu genç neslin yerlere göklere sığdıramadığı kitapları neden okumamalıyım? Okuduğum sırada bana bu soruyu sıklıkla sordurdu Oğullar ve Rencide Ruhlar. Kitabı okumamda zevklerine güvendiğim kişilerin ısrarlı tavsiyeleri ve Albert Camus’den ilham alınarak yaratılmış olan 5 yaşındaki dedektifimiz Alper Kamu’nun ilginç bir karakter olabileceği düşüncesi etkili oldu. Ne var ki bitirdiğimde anladım ki, yaklaşık bir haftam boşa gitmiş böylece.
Romanın konusunun bilindiğini tahmin ediyorum, beş yaşında büyümüş de küçülmüş bir çocuğun mahallelerinde işlenen bir cinayeti araştırmasını ele alıyor. “Polisiye” türünde bir kitap olarak geçiyor; ancak gerçekten iyi polisiyeler okumuş biri olarak kitabı polisiye gözüyle görmek benim için pek mümkün değil. Kitabın edebi kaygılarla yazılmadığı açıkça anlaşılıyor; karakterler çeşitlendirilmeye çalışılmış olsa da çok yüzeysel kalmış, günlük konuşma dili yazıya geçirilmiş havası veriyor. Beni rahatsız eden bir yönü de çok fazla psikolojik mesaj verilmeye çalışılması oldu. Buna mesaj kaygısı demek ne kadar doğru bilmiyorum, psikoloji terimleri ve farklı olması için kullanılan kelimeler kitaba yerli yersiz serpilmiş diye düşünüyorum ben. Yazar Alper Canıgüz Boğaziçi psikoloji mezunu, bu yönünü her fırsatta belirtmeye çalışmış anladığım kadarıyla. Ancak dozu iyi ayarlayamamış ve biraz zorlama olmuş bana göre.
Tüm bunlara rağmen kitapta dikkatimi çeken cümleler olmadı değil. Ayrıca söylemeliyim ki kitabın en beğendiğim kısmı sonu oldu, son sayfası buruk bir gülümseme bıraktı bende. Yine de, bir daha Alper Canıgüz okur muyum emin değilim. En azından vaktimi öncelikle daha hoşlanacağım tarzlara verme niyetindeyim.
Kitaptan…
İşlenen suçun sorumluluğunu bir deliye yüklemek otoritenin sadece kolayına gelmiyor, aynı zamanda işine de geliyordu. Meseleyi, “Katil zaten delinin tekiymiş,” diye çözmek rahatlatıyordu onları. Yani düzen o kadar mükemmel ki, o düzenin yasalarına karşı çıkan kişinin aklından kuşkulanmak gerekir demeye getiriyorlardı.”
Gerçek acı sessizdir,” dedim. “Bir huzurevi gibi.”
İnsan yüreği bir sarkaç gibidir işte böyle. İstediği noktaya ulaştığı anda tüm hızıyla tam tersi tarafa kaymaya başlar.”
Kendilerini hep dışarıda bıraktıklarıyla tanımlayan insanlar böyledir. Bir tür uyuşturucu, alttan alta hep var olan sessizliği işitmelerini önleyen bir tür gürültüdür kahkaha onlar için. Gülmek, hayatla yüzleşmekten korur onları.”
