- Orijinal Adı: Terre des Hommes
- Yayınevi: Varlık Yayınları
- Basım Yılı: 1954
- Sayfa Sayısı: 139
- Çeviren: Vedat Günyol
Hayat, belki biz arkadaşları birbirimizden ayrı tutar, birbirimizi düşünmeye pek fırsat vermez. Ama, biz biliriz ki onlar; sessiz, unutulmuş herhangi bir yerdedirler. Yine biliriz ki bizlere, ölesiye bağlıdırlar. Ama, tesadüf bizleri karşı karşıya getirdi mi, birbirimizin omuzlarından tutup taşkın bir sevinçle sarsarız. Sahiden, bizler beklemeye alışığızdır…
Saint-Exupéry’den bir tutam bilgelik
Beni fazlasıyla etkileyen kitaplardan biri “İnsanların Dünyası”. Bizde Saint-Exupéry sadece Küçük Prens’iyle biliniyor ne yazık ki. Ben de uzun zaman kendisini Küçük Prens’ten ibaret zannediyordum – ta ki Brüksel’de bir kırtasiyeye girdiğim güne kadar. Defterlere olan sevgim beni İnsanların Dünyası’yla tanıştırdı, bunun için de gerçekten çok mutluyum. Paperblanks defterlerin “Embellished Manuscripts” isimli bir serisi var. Bu serideki defterlerin kapağında, yazarların belli başlı eserlerinden el yazısıyla yazdıkları bir sayfanın örneği bulunuyor. Benim satın aldığım Saint-Exupéry defterinin kapağında da “Wind, Sand and Stars” isimli bir kitaptan yapılan bir alıntı vardı. Daha önce hiç duymamıştım bu kitabı, hemen internet üzerinden yaptığım araştırma sonucunda ise çok az bilgiye ulaşabildim. Yine de, gördüğüm alıntılardan dostluk hakkında olanlar ilgimi çekmeye yetti ve kitabı okumaya karar verdim. Tabii ki kitabın Türkçesini bulmak oldukça zor oldu, sadece yıllar önce Varlık Yayınları’ndan çıkmış bir baskısı var çünkü. Ben de hayat kurtaran sahaflara başvurdum. Bu arada, bilindiği üzere 2015 yılı başı itibarıyla ölümünün üzerinden 70 yıl geçen yazarın eserlerindeki telif hakkı ortadan kalktı. Bu da umarım bu vesileyle yayın evlerinin birbiri ardına yaptıkları “Küçük Prens” baskılarına ara verip yazarın diğer eserlerini de dilimize kazandırmalarını sağlar.

Kitap ülkemizde pek bilinmese de dünyada oldukça meşhur. Fransızca özgün adının “Terre des Hommes”, yani “İnsanların Dünyası”nın birebir karşılığı olmasına rağmen, İngilizceye “Wind, Sand and Stars” (Rüzgar, Kum ve Yıldızlar) olarak çevrilmesini garipsedim açıkçası. İngilizce konuşulan ülkelerdeki yayıncılar kitabın başlığını değil de içeriğini esas almışlar anlaşılan.
Girizgah fazla uzadı, biraz da kitaptan bahsetsem iyi olacak sanırım. Biz Saint-Exupéry’yi yazar kimliğiyle tanısak da, kendisi aslında pilot. İyi eğitimli savaş pilotlarından, hatta 2. Dünya Savaşı esnasında uçağının çakılması sonucu ölüyor. İnsanların Dünyası da pilotluk yaparken karşılaştığı olaylardan edindiği tecrübelerle yazılmış bir kitap. Yer yer hatıralarını, yer yer fikirlerini anlattığı bu kitabın gerçekten okunması gereken kitaplar arasında olduğunu düşünüyorum. Yazar uçarken yolunun düştüğü ülkelerde başından geçenleri, özellikle çölde uçağının arızalanması ve hem yapayalnız hem susuz bir şekilde hayatta verdiği kalma mücadelesini çok akıcı bir dille anlatmış. Saint-Exupéry’nin yalnızca bir pilot olmayıp sağlam fikirlere sahip olan bir düşünür olduğunu da ortaya koyuyor bence bu kitap. Gözlemleri, insanlar ve hayat hakkındaki çözümlemeleri harika. Benim altını en fazla çizdiğim kitaplardan biri oldu. Okudukça “Aa, çok doğru.”, “Evet evet, bence de öyle.” deyip durmaktan kendimi alamadım. Bence daha fazla ertelenmeden okunmalı.
Kitaptan…

Doğrusu, artık hiçbir şey o arkadaşın yerini tutamayacaktır. Ha deyince candan arkadaş bulmak ne mümkün? Hiçbir şey, bunca ortak hatıraların, bir arada yaşanan bunca müşkül anların, bunca kavgaların, barışmaların, içten heyecanların yerini tutamaz. Böylesine dostluklar iki defa kurulamaz. Bir meşe fidanı dikip az sonra gölgesine geçip oturmak ne mümkün!”
İnsanlar ömürleri boyunca başkalarıyla yan yana yürür. Ama herkes kendi sessizliği içine gömülmüş kalmıştır. Bir şeyler söylese bile, bunlar birinden ötekine hiçbir şey aktarmayan sözlerden ibarettir. Ama, bir defa tehlike saati çalmaya görsün. O zaman, herkes birbirine yâr olur. İnsan, birden aynı topluluğun malı olduğunu fark ediverir. Başkalarının varlığı insana bir ferahlık, bir genişlik verir. Birbirine çevrilen yüzlerde tebessüm yerleşir. İnsan, daha yeni bırakılmış, denizin enginliği karşısında ağzı açıkta kalan bir mahpusa döner.”
İnsanlar bir defa bir olayla karşılaştılar mı, artık korku diye bir şeyleri kalmaz. İnsanları dehşete veren, meçhul denen şeydir. Ama, meçhule karşı karşıya gelen her insan için, meçhul artık meçhul olmaktan çıkar.”
“İnsan olmak demek, aslında, sorumlu olmak demektir. İnsan olmak; suçu, kabahati başkasına ait görünen bir sefalet karşısında utanç duymaktır. Arkadaşların kazandığı zaferden kıvanç duymaktır. Kendi payına düşen taşı yerine yerleştirirken, dünyanın kurulmasına yardımda bulunduğunu idrak etmektir.”
Ölümü hiçe saymak vız gelir bana. Eğer kökünü şuurlu bir sorumluluktan almıyorsa, bu hiçe sayış, ya ruh yoksunluğundan geliyordur, ya da gençliğe has o aşırılıktan.”
Bizler, hâlâ yeni oyuncakları karşısında hayran hayran duran barbarlarız. Filân daha yükseklere çıkıyor, daha hızlı koşuyor. Onu niçin koşturuyoruz, farkında değiliz. Koşu, bir müddet için gayesini geride bırakıyor… Asker, sömürgede yerleşenlerden nefret eder. Gelgelelim, bu fethin gayesi, bunların sömürgeye yerleştirilmesi değil midir?”
Artık eklenecek bir şey kalmadığı zaman değil de, çıkarılacak bir şey olmadığı zaman mükemmelliğe erişilir.”
İnsanlar, talihin, hâlâ ılıklığını yitirmemiş bir lav üzerine fırlattığı, daha baştan beri, müstakbel kum çöllerinin, kar fırtınalarının tehdit ettiği insanlar, bu ebedîlik ihtirasını nereden alıyorlar? Onların uygarlığı, kısa ömürlü yıldızlardan başka bir şey midir?”
Uzaklığın ölçüsü mesafe değildir. Bizim memleket bahçelerinin duvarları, Çin Seddi’nden çok daha fazla esrar saklayabilir. Sessizlik, bir kızın ruhunu, Sahra’daki vahaları saklayan kalın kum tabakalarından çok daha iyi koruyabilir.”
Ölen bir insanla beraber meçhul bir âlem de göçüp gitmektedir.”
İnsan içinde yaşadığı âlemi, onun içinde hapsolup kalmadıkça anlamıyor.”
Canımızı kurtaran sen ey Libya çöllerinin bedevisi! Sana gelince, hafızamdan ebediyen silinip gidivereceksin. Yüzünü hiç hatırlamayacağım. Sen İNSANSIN ve bana bütün insanların gözüyle görünmektesin. Gözlerini yüzümüze çevirmedin; ama bizi tanıyıverdin. Bizim sevgili, canımız ciğerimiz kardeşimiz. Ben de seni, bütün insanların şahsında tanıyacağım.”
Bir şeyler meydana getirsin diye falan kimsenin nafakasını sağlayın, uyuklayıverir; zaferler kazanmış bir fatih gevşeyip gider; eli açık birini servete boğun, cimrinin biri olur.”
Yoksul bir Pascal’ın dünyaya gelişi, isimsiz birkaç zenginin dünyaya gelişinden çok daha önemlidir.”
Her birimiz, hiç de ummadığımız hususlarda dünyanın en büyük sevinçlerini duymuşuzdur. Bu sevinçler içimize öyle bir hasret salmışlardır ki, sefaletimizden doğmuşlarsa eğer, bize sefaleti bile arattırmışlardır.”
Şüphesiz, istidatlar insanın kurtulmasına yardım ederler: Ama, aynı zamanda insanın kendi istidadını da meydana koyması lazımdır.”
Gerçek, evrenseli ifade eden bir dildir. Newton, uzun zaman gizli kalmış bir kanunu, muamma çözer gibi, ‘bulmuş’ değildir. Newton yaratıcı bir ameliye yapmıştır. Bir elmanın bir çayırda yere düşüşüyle güneşin yükselişini aynı zamanda ifade edebilen, insanların anlayacağı bir dil kurmuştur. Gerçek, ispat edilen şey değil, basitleştiren şeydir.”
Toprağa kazma sallayan kimse, bunun bir mânâsı olmasını ister. Kürek mahkûmunun kazma sallayışıyla, maden arayıcının kazma sallayışı birbirinin aynı değildir. Birincisi aşağılatıcı, ikincisi yükselticidir.”
Kültürü birtakım formüleri ezberlemekten ibaret sayanlar, kültür hakkında pek bayağı fikir sahibiydiler. En berbat bir yüksek matematik talebesi bugün, tabiat kanunları hakkında Descartes’tan, Pascal’dan çok daha fazla şeyler bilir. Ama, onlar gibi ruhun ihtiyaçlarını kavramak kabiliyetinde midirler?”
Medeniyetlerin yeni terkiplere imkân verebilmesi için, birbirleriyle rekabete girmeleri gerekebilir. Ama, birbirlerini yutmaya kalkışmaları iğrenç bir şey olur.”
Ancak en silik rolümüzü bile idrak ettiğimiz zaman, mutluluğa kavuşabileceğiz. Ancak o zaman, huzur içinde yaşayabilir, huzur içinde ölebilir. Çünkü, hayata mânâ veren şey, ölüme de verir.”
