- Orijinal Adı: The Professor
- Yazar: Charlotte Brontë
- Yayınevi: Türkiye İş Bankası Yayınları
- Basım Yılı: 2013
- İlk Basım Yılı: 1857
- Sayfa Sayısı: 315
- Çeviren: Gamze Varım
Üçü de önemli yazarlar olan üç kız kardeş: Anne, Emily ve Charlotte Brontë. Hepsini de klasikleşmiş eserleriyle tanıyoruz. Anne’in “Agnès Grey”i, Emily’nin “Uğultulu Tepeler”i ve Charlotte’un “Jane Eyre”ı Victoria dönemi edebiyatının köşe taşları niteliğindeki kitaplar. Kadınların yazar olmaları pek de uygun karşılanmadığından eserlerini erkek takma isimleri kullanarak yayınlayan yazarlar bunlar.
Çoğumuz, Charlotte Brontë’nin romanlarından Jane Eyre, Shirley ve Villette’e aşinayız. Halbuki onlardan önce yazılan; ancak yazarın ölümünden iki yıl sonrasına kadar basılmayan “Profesör” hakkında pek fazla bilgimiz yoktur. Yazarın ilk romanı olan Profesör’ün ön sözünde Brontë,
Bu küçük kitap hem Jane Eyre’dan hem de Shirley’den önce yazıldı, ama bir ilk girişim olduğu gerekçesiyle onun için hiçbir hoşgörü talep edilemez.”
demiştir. Yazarın korktuğu kadar olmasa da, ben bir okuyucu olarak ilk kitap olmasının belirtilerinin gayet hissedilir düzeyde olduğunu söyleyebilirim. Bu romanda yazar çok ağdalı bir dil kullanmış. Bu belki lafı döndürüp dolandırmak ona daha edebî göründüğünden, belki de romanlarından önce yaptığı şiir çalışmalarının kazandırdığı alışkanlıktan olabilir, uzmanlar daha iyi bilir tabii. Sebebi ne olursa olsun, Profesör’ü yıllar önce okumuş olduğum Jane Eyre’dan hayli farklı bir uslupta buldum ben. Yanlış anlaşılma olmasın; Profesör’ün kötü ya da sıkıcı bir roman olduğunu değil, sadece ilk eser olduğunun belli olduğunu söylemeye çalışıyorum. Brontë’nin kendisinin de bu durumun farkında olduğunu düşünüyorum.
Kitap, William Crimsworth isimli bir gencin önce abisinin yanında ticarete atılmayı denemesini; ancak abisinin ukala tavırları yüzünden onunla kalmaya daha fazla dayanamayarak farklı bir yola atılmasını ve kendini Brüksel’de bir kız okulunda öğretmen olarak bulmasını konu ediyor. Esas olarak bu genç adamın farklı bir ülkede hayata tutunma çabasını okuyoruz eserde. Buna ek olarak, ders verdiği okuldaki müdirenin davranışları üzerinden insanların karaktersizliği, öğrencisi Frances ile de erdemlerin, iyiliğin ve çalışkanlığın değeri anlatılıyor. Ayrıca kitabın, yazarın hayatından büyük izler taşıdığını da belirtmem lazım. Charlotte ve Emily kardeşler Fransızcalarını ilerletmek için kısa bir süreliğine Brüksel’de kalmışlar, halalarının ölümüyle İngiltere’ye dönmüşler. Charlotte Brontë daha sonra Brüksel’e dönerek bir yıl boyunca – William Crimsworth gibi – İngilizce öğretmenliği yapmış. Romanın Brüksel’de geçmesi, aşina olduğum yerlerden bahsetmesinin ve kitapta geçen Fransızca cümlelerin fazlalığının da beni esere yaklaştırdığını söyleyebilirim. Kısacası, bir yazarın gelişimini izlememi ve de iyi vakit geçirmemi sağladığından bu kitabı okumak benim için iyi oldu…
Kitaptan…
‘Farkına vardım ki mösyö, yalnızca eğlence için bir araya gelen insanlar, birlikte çalışanlar ve birlikte acı çekenler kadar birbirlerinden hoşlanmıyor ya da büyük bir saygı duymuyorlar.’”
…Bana öyle geliyor ki hırs, özellikle de yazınsal hırs bir kadının ruhunda besleyeceği bir duygu değildir; kendisine gerçek uğraşının toplumsal görevlerin sessizce yerine getirilmesi olduğu öğretilirse, Matmazel Henri beğeni ve ilgi istemeye teşvik edildiği zamankinden çok daha güvende ve mutlu olmaz mı?’”
Beğenilerimizi koşullarımız yönlendirir. Sanatçı engebeli bir kırsal araziyi yeğler; çünkü resmi yapılmaya değerdir. Mühendis düz olanı yeğler; çünkü elverişlidir.”
Zulüm gören kişiyi zulmedene karşı isyana sürüklemeyi amaçladığı azarlarındaki ısrarcılıkta aynı despotluk havası vardı.”
Beyefendi, bana bir iki kez baktıktan sonra, kibarca çok iyi bir İngilizceyle konuştu. Tanrı’dan benim de Fransızcayı bu kadar iyi konuşabilmeyi dilediğimi hatırlıyorum. İngilizcesinin akıcılığı ve doğru telaffuzu ilk kez bulunduğum başkentin kozmopolit karakterine dikkatimi çekti.”
Ancak ne zaman bir tehlike ya da korku bir belirsizliğin ardına gizlense, aklın asıl arzusu kaçış beklediği planını korkunç şeyin gerçekleştiği âna saklayarak ilkin yalın gerçeği ortaya çıkarmaktır.”
