- Kitap Adı: Canım Aliye, Ruhum Filiz
- Yazar: Sabahattin Ali
- Yayınevi: Yapı Kredi Yayınları
- Basım Yılı: 2015
- Sayfa Sayısı: 159
- Hazırlayan: Sevengül Sönmez
Kalemini sevdiğim yazarların sevdiklerine, çevrelerindekilere yazdıkları mektupları okumak çok hoşuma gidiyor. Kitapları okurken aklımdan geçen “Bunları yazan kimdir, gerçekte nasıl biridir?” sorusuna en güzel cevap yazarın mektuplarını okuyunca geliyor çünkü. O zaman anlıyorum ve kabul ediyorum ki, bu romanları, bu hikayeleri sadece bu kişi yazabilir. İnsanların, özellikle de yazarların ruhunun en berrak aynası mektuplarıdır diye düşünüyorum o yüzden de.
“Canım Aliye, Ruhum Filiz”i elimden bırakamadan birkaç saatte bitirdim. Kitap Sabahattin Ali’nin eşine ve kızına yazmış olduğu mektupların derlenmesinden oluşuyor. Sabahattin Ali Türk edebiyatında naiflik, incelik denince benim aklıma Reşat Nuri Güntekin’den sonra gelen ikinci isimdir. Belki de bu iki yazarı çok benzettiğim için kitabı okurken Reşat Nuri’nin eşine yazmış olduğu mektupları içeren “Hâdiye’ye Mektuplar”ı okurken hissettiklerimin çok benzerlerini hissettim. Ondan da başka bir gün muhakkak bahsetmek istiyorum.
Ben zaten Sabahattin Ali’nin kalemini çok severim. Bu kitapta da gördüm ki, yazarlar eserlerine iç dünyalarını aktarıyorlarmış. Sadece yazdıklarıyla tanıdığımız insanların da gündelik hayatlarına ışık tutuyor, çektiği sıkıntıları gösteriyor. Şöhret seviyesini dikkate aldığımızda günümüzde yaşasaydı büyük ihtimalle refah içinde bir hayat yaşayacak olan Sabahattin Ali ve eşi, zar zor, parasız evlenmişler, evlerini güç bela döşemişler; geçim sıkıntısı çekip üç beş kilo unun, birkaç torba şekerin peşine düşmüşler. (Tabii bu sıkıntıda o dönemin şartlarını da göz önünde bulundurmak lazım, halkın çoğu aynı durumdaymış.) Tüm bunların üstüne Sabahattin Ali hapislere düşmüş, aile oradan oraya sürüklenmiş. Yine de ailenin tüm fertleri birbirine saygı gösterdiği, sevgi ve şefkat beslediği için huzur dolu bir hayatları olmuş. Yazar, eşine de, kızına da teselli edici mahiyette ve onlar sayesinde ayakta kaldığını, mutlu olduğunu hissettiren mektuplar yazmış hep. Tüm bunları yıllar sonrasında yaşayan ve kendisine yabancı biri olarak ben bile hissettim; ailesi ne kadar derinden hissetmiştir, tahmin edebiliyorum.
Kitapla ilgili dikkatimi çeken bir ayrıntı da, eşine yazdığı mektupların eski, kızına yazdıklarının yeni harflerle yazılması oldu.
Velhâsıl, Sabahattin Ali okumayı sevenlerin asla kaçırmaması gereken, ince ve naif, bittiğinde güzel hisler bırakan bir kitap bence…
Kitaptan…
Etrafın seni sıktığı zaman kitap oku… Ben şimdiye kadar her şeyden çok kitaplarımı severdim. Bundan sonra her şeyden çok seni seveceğim ve kitapları beraber seveceğiz. İnsan muhitin bayağı, manasız, soğuk tesirlerinden kurtulmak istediği zaman yalnız okumak fayda verir. Bana en felaketli günlerimde kitaplarım arkadaş oldu fakat bu yetmiyor. Şiirlerimde de gördün ki, kitaplara rağmen çok ıstırap çektim çünkü candan bir insanım yoktu. Sen benim yarım kalan tarafımı ikmâl edeceksin.”
Şunu esas olarak kabul etmeliyiz ki insanların hemen ekserisi yalnız kendilerini düşünürler. Dünyadaki bütün felaketlerin, uygunsuzlukların, bayağılıkların sebebi işte bu her şeyden evvel kendini düşünmek illetidir.”
Bahar, insanlara yaşamak neşesi veren bir mevsimdir. Ankara’da bahar olmadığı için ne kadar üzülüyorum bilsen.”
Ben zaten kızdığımı nadiren belli ederim. Teessürümü de hiç göstermem. Herkes keyfi yerinde, daima gülen biri sanır. İşte bunun için yazılarım çok dertlidir. Hayatımda gösteremediğim teessürümü yazılarımda gösteriyorum.”
Halbuki insanın bir de dimağı vardır ki yemek, yatmak, eğlenmek gibi şeylerle alakadar olmayan birtakım ihtiyaçlar taşır. Kendine yakın bir arkadaş arar. Kendisine yardım edecek (maddi ve manevi yardım edecek) diğer bir insan ister ve bunun mümkün olabilmesi için yardım isteyen diğer insanlara yardıma hazır bulunur. Sonra muhakkak sevilmek ister, bunun içinde başkalarını sever. Düşün, dünyada yalnızlık kadar feci şey var mıdır? Tabii yalnızlıktan kafa yalnızlığını kastediyorum, yoksa dünya bir sürü kuru kalabalıkla dolu… Ama bizim manevi hayatımızda, maddi hayatımızda bize eş, arkadaş olabilecek insan ne kadar azdır.
…Burada da birçok güya ahbap var; fakat insan hangisine içini dolduran dertleri, kafasını yakan düşünceleri açabilir? Derhal gülerler, yahut anlıyormuş gibi tavırlar aldıkları hâlde bir şey anlamadıklarını sersem gözleriyle belli ederler.””
Doğrusu, dünyada rahat yaşamak için aptal olmak lazım. Fakat aptal olmaktansa biraz daha rahatsız yaşamak daha iyidir bence…”
Bundan sonra biraz da dostlar kahramanlık etsin. Ben elimden geleni yaptım ve bu hale geldim. Dünkü takdirkârlarımız şimdi yüzümüze bakmıyor.”
Ruhum Filiz!
Sana Vala teyzen bu mektup kağıtlarıyla zarfları gönderdi. Zeyyat Bey İsviçre’den çocuklarına yollamış. Arkadaşlarına tatilde mektup yazarsın.
Resimleriniz pek şirin çıkmış. Bakıp bakıp öpüyorum. Yakında, yollardan kar kalkar kalkmaz gelip seni kucaklayacağım. Derslerin nasıl? Bana bilgi ver. Milyonlarca defa gözlerinden öperim cici kızım.”
Çok sıkıntılı vaziyetteyim. Yarın sana 100 lira göndereceğim. İdare et. Zaten sen, ben söylemesem de idare edersin ya, çünkü benim idareli, sevgili karıcığımsın. Bu fena günlerde yalnız seni ve Filiz’i düşünerek kendime kuvvet veriyorum.”
İnsan başkalarına yardım ettiği, başkalarını sevdiği kadar yükselir. Dünyada hayatın bir tek manası varsa o da sevmektir. Hatta mukabele edilmesini bile beklemeden sadece sevmek. Başka bir insanı bahtiyar edebilmek, kendini bahtiyar edebilmekten daha güç fakat daha insancadır.”
Mamafih neşe insanın içinde bulunduktan sonra, hayat onu ne kadar meydana çıkmaktan men etse, ne kadar boğmaya çalışsa yine ilk fırsatta kendini gösterir. … Yalnız bir saadeti, icap ederse zorla almasını bilelim.”
