- Orijinal Adı: The Handmaid’s Tale
- Yazar: Margaret Atwood
- Yayınevi: Doğan Kitap
- Basım Yılı: 2017
- Sayfa Sayısı: 384
- Çeviren: Sevinç Altınçekiç-Özcan Kabakçıoğlu
Pek beğenemediğim bir kitaptan bahsetmek istiyorum bugün. Görüşlerine önem verdiğim ve genelde kendisiyle aynı tür kitapları beğendiğim biri önermişti zamanında bu kitabı, ben de distopya sevdiğim için okuma listeme eklemiştim hemen. Ancak basımı kalmadığı için okuyamamıştım. Daha sonra Doğan Kitap yeniden basmaya başladı, zaten dizisi de çekilmeye başlanan kitap son zamanlarda daha bir popüler hale geldi.
Kadın bir yazarın eseri olan ve kadınları konu edinen bir distopya fikri heyecanlandırıyor insanı doğal olarak. Damızlık Kızın Öyküsü’nde kadınların hiçbir hakkının veya servetinin olmadığı, üreme yeteneklerine göre sınıflara ayrıldığı ve tamamen ihtiyaçlara göre kullanıldıkları bir toplum resmediliyor. Bazıları üreme, bazıları ev işi yapma amaçlarına göre kullanılıyor. Hiçbir işe yaramayanlar veya bu şekilde yaşamyı tercih etmeyenler ise Koloniler’e gönderiliyor ve ağır şartlar altında yaşamaya (ya da ölmeye) terk ediliyor. Kadınların isimleri yok, “damızlık” olarak kullanıldığı yüksek rütbeli erkeklerin adlarıyla anılıyorlar; “Fredinki”, “Gleninki” gibi. Yeni kurulan teokratik denebilecek Gilead Cumhuriyeti’nde her şey sıkı kurallara tâbi. Bu kurallara karşı gelenler de idamla cezalandırılıyorlar. Ama elbette toplumun ikiyüzlü bir kesimi var ki, onlar gizli kapılar arkasında eski “ahlakdışı” hayatı da yaşamayı sürdürüyor.
İnsanoğlu her şeye alışır, derdi annem. Yerini dolduracak birkaç şey bulduğu sürece, insanların nelere alışabildikleri gerçekten şaşırtıcı.”
Sıradan olan, derdi Lydia Teyze, alıştığınız şeydir. Bu size şimdi sıradan görünmeyebilir, ama bir süre sonra öyle görünecektir, sıradan olacaktır.”
Daha iyi asla herkes için daha iyi demek değildir, diyor. Kimileri için daha kötü demektir, her zaman.”
Bir romanın distopik olması zaten benim için cazip olmasına yetiyor. Kadınları konu alan distopik bir roman fikri daha da cezbedici gelmişti bana, okuduğum ve duyduğum yorumlar da kitabı okuma hevesimi artırdı. Belki fazla hevesli olduğumdan, fazla beklenti içine girdiğimden beğenmem zor oldu, bilemiyorum. Ama az çok güzel kitaplar okumuş -ve George Orwell, Aldous Huxley gibi distopya ustalarının eserlerine aşina- biri olarak, kitabın bu denli popüler olmasını edebi güzelliğinden çok ezilen kadınları konu almış olmasına bağlıyorum. Bana göre, konu geçişleri başarılı olmayan, bazı yerlerin yüzeysel geçildiği ve esas konuya bağlanamadığı, olay örgüsü zayıf bir kitap olmuş. Ve konuşmaların konuşma olduğu anlaşılmıyor, yazarın (ya da kahramanın) konuştuğu kısımlar ayırt edilemiyor. Yazarın yola çıktığı nokta güzel; ama anlatım şekli ve vardığı yer başarılı değil. Edebi yönden zevk aldığım bir kitap olmadı ne yazık ki.
Kitaptan…
Akıl sahip olunacak değerli bir şey; bir zamanlar insanların para biriktirdiği gibi biriktiriyorum onu. Saklıyorum, zamanı geldiğinde, elimde yeteri kadar olacak.”
Geçmişi düşünürken seçtiğimiz şeyler güzel olanlardır. Her şeyin bu biçimde olduğuna inanmak isteriz.”
Bizim sahip olmadığımız bir şeye sahip, söze sahip o. Nasıl da çarçur ederdik onu, bir zamanlar.”
Hiçbir şey bir anda değişmez: Derece derece ısınan bir küvette farkına varmadan haşlanarak ölürsünüz.”
